
Bazı Batılı ülke ve yazarları ile onların güdümündeki Türkiyeli(!) entellerimiz ‘’Almanya ‘nın Yahudi soykırımını kabul ettiği gibi,Türkiye’nin de Ermeni soykırımını(!) kabul etmesi gerektiğini’’ söylemektedirler. Bunlar, 6 Milyon Yahudiyi fırınlayan Nazi Almanya’sının yanına bir soykırımcı daha getirmek isteyebilirler. Unuttukları şu; Yahudiler Almanya’ya sadakatla bağlı idiler,Almanya’ya isyan etmemiş,Alman toprakları üzerinde bir Yahudi Devleti kurmak için başka devletlerle Almanya’yı işgâle gelmemiş, Alman askerlerini ve sivil halkı katletmemişti. Ermeniler ise, aşağıda okuyacağınız tarihi olaylarda olduğu gibi vatandaşı oldukları devlete isyan etmişler, acımasız zulüm ve terörle çocuk,kadın,yaşlı demeden sivil halkı katletmişler,yabancı devletlerin beşinci kolu olarak düşmanla işbirliği yapmışlardır.
.Ermeni meselesi ne zaman başladı?
Osmanlı Devleti’nin güçsüzleştiği 19.yüzyılda önce Rusya, sonra İngiltere ve diğer Batılı emperyalist devletler Rumeli’deki Hıristiyan halkları ve Anadolu’daki Ermenileri Osmanlı Devleti’ne karşi tahrik ve teşvik etti. 93 Harbi denilen Türklerin yenilgisi ile biten 1877-1878 Türk-Rus Savaşından sonra Türkler, 500 yıldan beri oturdukları Rumeli topraklarından imha edilerek sökülüp atıldılar.Bu durum Ermenileri de harekete geçirdi. Ermeni patriği ve Ermeni ileri gelenleri Türk tebasından olmalarına rağmen Rus başkumandanı Grandük Nikola’yı tebriğe gittiler. Anadolu’da hiç bir yerde çoğunluk olmadıkları halde, kendilerine Ermenistan kurulmasını istediler. Bu olmadı ama, Ermeni adı ilk defa uluslararası bir antlaşmaya,yani 1878 Yeşilköy Türk-Rus Antlaşmasına girdi. Daha sonra İngiliz-Rus rekabeti ve diğer devletlerin yardımı ile Ermeni terör örgütleri kuruldu. Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde Osmanlı Devletine karşı isyanlar başlatıldı.
Osmanlı Devletinin 14 Kasım 1914’de İngiltere,Fransa ve Rusya’ya karşı Almanların oyunu ile Birinci Dünya Savaşı’na girmesi Ermeni komitelerince büyük fırsat olarak görüldü. Gönüllü alaylar kurarak Rus saflarına katılan Ermeniler, Rus işgal kuvvetleriyle birlikte Doğu Anadolu topraklarımıza girdiler. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yeni isyanlar çıkartıp, Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurdular. Sivil Türk halkı büyük bir katliama uğratıldı.(1)
Devlet bir kaç cephede savaşırken,Türklerin savaşa gitmeleri sonucu meydan Ermenilere kaldı. Van’da isyan başlatıldı. Devlet bu durumda 27 Mayıs 1915 tarihinde ( tehcir ) Rus cephesindeki Ermenilerin güneye göç ettirilmesi kararını aldı. İşte bu karar, Ermenilerin Türkleri soykırım yapmakla suçladıkları olaydır. Önce şunu sormak lazım,’’Türklerin yaptığı tehcir,soykırım tanımına uyar mı?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihli kararı ile kabul edilmiş soykırım tanımı tehcire uymamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu kendi vatandaşları olan savunmasız Ermenileri kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak için öldürmemiş ve aynı amaçla tehcire zorlamamıştır. Osmanlı Devleti, bağımsız devlet kurmak amacıyla savaş sırasında Rusya tarafında yeralan, düşman saydığı Müslüman halkı öldüren Ermenilerle savaşmıştır.
Osmanlı Devleti kendi topraklarının bütünlüğünü savunmak amacıyla düşmanla işbirliği yapan ve yapabilecek Ermeni nüfusa tehcir uygulamıştır. Türkiye Cumhuriyeti savaş sırasında Ermenilerin öldüğünü ve nüfusun tehcire tabi tutulduğunu kabul etmiştir. Olanları soykırım olarak adlandıranlar, Osmanlı Devletinin Müslüman halkının da soykırıma uğradığını bu soykırımın Ermeniler tarafından yapıldığını kabul etmek zorundadır.(2)
Doğu Anadolu’da Ermeni zulmü
1916 Temmuz’unda Ruslar Erzincan’a kadar ilerlemişlerdi. 1917 Şubat Rus Devrimi’nden sonra Ruslar geri çekilmeye başladılar. Meydan Ermenilere kaldı. Ermeniler bu dönemde Ruslarla işgâl ettikleri Türk şehir ve köylerini Türklerden temizlemeye ve anlatılmaz zulümlere hız verdiler. 1917 yılında Osmanlı orduları yeniden toparlandılar. 1918’de saldırıya geçtiler. Geri alınan Doğu Anadolu şehirlerimizin durumunu 15.Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir şöyle anlatıyor;(3)
‘’15 Şubat’ta Erzincan’ı aldık. Ermeniler pek az karşı koydular. Güzel yapılar ve kışlalar yakılmıştı. Bazılarının içini insanlarla doldurup yakmışlardı. İçi cesetlerle dolu kuyular çoktu.
Müfrezem 22 Şubatta Mamahatun’u(Tercan’ı)işgâl etti. Burada sağ kalan kimse bulunamadı. Ermeniler bütün ahalisini öldürüp büyük çukura doldurmuşlardı. Her taraf yanıyordu. Aşkale ve Yeniköy’de ise aynı manzara vardı.20 Şubat’ta Bayburt’a geldik.Buradaki cenazeler insanın aklını oynatacak kadar çoktu. Bütün çocuklar süngülenmiş,yaşlılar ve kadınlar samanlıklara doldurulup yakılmış, gençler baltalarla parçalanmıştı. Çivilere asılmış ciğer ve kalpler görülüyordu Bunları görünce Erzurum’daki kardeşlerimizin imdadına koştuk. 11 ve 12 Mart’ta Ilıca ve Erzurum’u aldık. Erzurum’da öyle acıklı manzaralar gördük ki, insanı insanlıktan iğrendiriyordu. Halk gözyaşı ile şuraya buraya koşuyor,kimi babasını,oğlunu süngülenmiş veya yakılmış buluyordu. Bir çok sokakta hiç hayat görülmüyodu. Yerlerde .çocuk, kadın,yaşlı kanlar içinde yatıyordu. İstasyon sanki bir mezarlık gibi ölülerini dışarıya fırlatmıştı...’’
Güney deki durumu ‘Milli Mücadele’de Develi’(4)adını taşıyan eserde Mehmet Özdemir. 25 Kasım 1918 de Adana bölgesinde başlayan Fransız ve Ermeni işgalini tanıklar ve belgelerle şöyle anlatmaktadır;
.’’Fransızlar ikindi üzeri şehre girdiler..Kiliselerin çanları çalınıyordu. Ermeni evleri dükkânları,çarşı,pazar itilaf devletleri ve Ermeni bayrakları ile donatıldı. Yer yer Türk bayrakları yırtıldı. Gece fener alayları tertip edildi. Taşkınlık son haddini buldu. ’Kahrolsun Türkler ‘ sesleri ve ağza alınmayacak küfürler ortalağı çınlatıyordu’’(s.42)
Fransızlarla birlikte gelen Ermenilerin 70 bini Adana ile köylerinde,12 bini Dörtyol’a, 8 bini Haçın’a(Saimbeyli) ve geri kalanı Osmaniye,Kadirli ve Kozan’a yerleştirilmişti. Ermeni terör ve zulmü Türkleri canından bezdirmişti. Çukurova Türkleri herşeylerini bırakıp Develi ve Kayseri’ye doğru kaçtılar.’’
Bu sırada Develi’nin durumu eserde şöyle anlatılıyor ;
’’1.Dünya Savaşında tehcir edilmiş Ermeniler Develi’ye dönmüşler hakim ve zalim tavırları ile intikam fırsatları gözlüyorlar ve her an Türk mahallelerinin hücuma uğrayacağı bekleniyordu. Kimse hayatından emin değildi. Sevr anlaşmasının Ermenilere verdiği hak ile Ermeniler vatanın hakiki sahibi kendilerini görüyor,Türkleri hakaretle aşağılıyorlardı. Fransızlar kendi haritalarında istilâ mıntıkalarını çizdikleri yerlere kadar hükümlerini yürütüyorlar,bu hükmün zabıta kuvveti de Ermeniler oluyordu. Haçın’da toplu kuvvetle etrafa saldırıyor,Develi kenarından geçen Zamantı suyunu hudut çizerek,iç taraflarda reva gördükleri gibi,dış tarafa da hücumlarını hazırlıyorlar,yeni yerlerin zaptına karar veriyorlardı.’’(s.48)
Bu dönemi araştıran Prof.Justin McCarty’ ‘Ölüm ve Sürgün’ isimli eserinde(5)Ermeni Lejyonu hakkında önemli bilgiler veriyor ;’’Fransız Doğu Lejyonu topluluğunun bir parçası olan Ermeni Lejyonu,4 tabura bölünmüş yaklaşık 5 bin askerle subaylardan oluşuyordu ve bunlar Mısır’da birliğe yazılmışlardı. Birlikteki askerler Anadolu’dan gelme Ermeni sığınmacılar,Yakın doğunun diğer bölgelerindendeki Ermeniler ve Avrupa’dan hatta Amerika’dan gönüllü gelmiş Ermenilerdi. Daha işin başından beri, Lejyonun amacı açıktı. Ermeni subayların belirttiği üzere,Lejyon mensupları düzenli Fransız ordusunun birliklerindeki askerler gibi Fransa’yı düşmana karşı savunmak için değil,özellikle Türklere karşı savaşmak için ve yalnız bunun için kendine özgü bir topluluk olarak askere alınmışlardı.(s.233)
Birinci Dünya Savaşı sonucu Türk Vatanı İngiliz,Fransız,İtalyan ve onların piyonları Yunan,Ermeni silahlı güçleri tarafından işgal edildi. İşte bu andan itibaren Türk Milletinin Atatürk’ün önderliğinde şanlı İstiklâl Mücadelesi başladı. Soykırıma uğradığını iddia eden Ermeniler Anadolu’da düzenli ordularla Türklere karşı savaştılar. Yalnız bu durum bile soykırım olmadığını ortaya koyar. Kaldı ki elimizde bu dönemi aydınlatan sayısız belge ve tarihi şahitler de Ermeni tezini çürütmektedir.Ermeni iddialarına mesnet olan Andonian belgelerinin de düzmece olduğu anlaşılmıştır.
Ermeniler önce Doğu Anadolu’da Ruslarla sonra Güney Anadolu’da Fransızlarla beraber Türkleri imhâya kalktılar.Böylece hiç bir yerde nüfusça çoğunluk olmayan Ermeniler lehine Anadolu Türksüzleştirilmek istendi. Bu çok kötü duruma rağmen, Türkler vatanlarını,namuslarını korumak için şerefli,haklı,inanılmaz bir mücadele verdiler. Oyunu bozdular. Emperyalistler.ve onların maşaları hedeflerine ulaşamadılar.Çünkü ‘ Türkler’ kendisine kefen biçenlere ‘Ata’sı önderliğinde haddini bildirdi.
Ermeniler geçmişte proğramlı basın yayın faaliyetleri yanında Türklere karşı silahlı terör yolunu seçtiler.Özellikle Türk Devlet adamlarına yöneltilen bu terörist strateji ilk defa 1905’de II.Sultan Abdülhamid’e yapılan bombalı saldırı ile başladı. Ermeni terörü, İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinden sonra yurt dışındaki Türk temsilcilik ve kuruluşlarına yönelmiş ve 1973 yılından 1994 yılına kadar 36 devlet görevlisi şehit edilmiştir.
Ermeni terör örgütlerinin amacı Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgâl altındaki Ermeni topraklarını kurtararak ‘’Bağımsız Ermenistan’kurmaktı.Bu gün Ermenistan politikasında,söz konusu isteklerin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.
Ermenistan Anayasasında Türkiye toprakları üzerinde. hak iddia edilmekte ve Ermeni Cumhurbaşkanlığı bayrağında Ağrı dağımızın resmi bulunmaktadır. Türkiye’ye Ermenistan sınırımızı açmamız için baskı yapan Batılı devletler önce Âzerbaycan toprağı Karabağ’ı işgâl eden 1 milyon Âzerîyi göçe zorlayan Ermenistan’a yaptırım uygulamalıdır.
Türkiye üzerindeki.Ermeni emelleri açıktır. Ermeniler sözde Ermeni soykırım iddiaları vasıtasıyla önce meselenin tanınmasını sağlamak, daha sonra soykırım olarak kabül edilmesini,bu yolla Türkiye’den tazminat ve toprak talebinde bulunmak istemektedir.Türkiye’nin kimsye verecek bir karış toprağı ve tazminatı yoktur.Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna mesnet olan 24 Temmuz 1924 tarihli Lozan Barış Antlaşmasında bu hususlar karara bağlanmıştır.Şimdi hiç bir devletin bizden bir şey isteme hakkı yoktur.
Önce kendi gücümüze güvenmeliyiz. Genç nesillerimize tarihimizi ve bütün dünyaya yılmadan tezlerimizi anlatmalıyız. Ama esas olan topraklarımıza her bakımdan güçlü bir şekilde sahip çıkmamızdır. Vatanımıza uzanan düşman eller kırılmalıdır. Dünyanın anladığı dil budur!
Kaynakça:
1) Stanfort Shaw,Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye ,E 2) 2)Özdemir İnce; Fesatlar Sarmalında Türkiye,Remzi Kitabevi,2007,
3) Gökhan Balcı ;Türkler Soykırım Yaptı mı? TruvaYayınları, 20
4) Mehmet Özdemir;Milli Mücadele’de Develi,1973
5) Justın McCarty;Ölüm ve Sürgün,İnkilap Kitapevi,2003
Zeki Önsöz; 1945 yılında Bayburt’ta doğdu.Ankara’da Öğretmen Okulu’nu ve Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi.Antakya,Rize ve Kayseri liselerinde Almanca öğretmenliği yaptı. Ankara’da Orta Doğu Amme İdaresi’nde okudu.Milli Eğitim Bakanlığı’nda müşavir ve Almanya Stuttgart Başkonsolosluğu’nda Eğitim Müşaviri olarak çalıştı.Almanya’nın Neuss şehrinde Türkçe öğretmenliği yaptı. 2005 yılından beri emekli.Eğitim,kültür ve tarih konularında yazıyor,ebru sanatçısı.
Yazar iletişim: zeki_onsoz@hotmail.de
Zeki ÖNSÖZ
ZekiOnsoz@aol.com