BAYBURT SEVDA´DAN ÖTE BiR TUTKU´DUR. Timur GÜZEL

Ana Sayfa Bayburt İlçeler Haberler Sanatçılarımız B69 Group Yorumlar İslamiyet İletişim




 

İSLAMİYETİN BARIŞ ANLAYIŞI

Konumuza iki temel soruyla başlayabiliriz;

Birincisi, Yeni çağ hangi sorunlarla karşımıza çıkmaktadır.

İkincisi, bu çağ ve getirdiği sorunlar bir dini ne derecede ilgilendirir.

BARIŞIN YOK OLUŞU

Bugünkü modern çağın en büyük hastalığı barışın yok oluşudur. Bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle, hangi sınıftan olursa olsun bir bütün olarak insan oğlu büyük ölçüde maddî bir başarı sağlamıştır.

Şüphesiz, birinci ve ikinci dünya ülkeleri diye adlandırılan ülkelerin toplumları, bilimsel gelişmelerden en çok faydalanan toplumlardır. Ancak üçüncü dünya ülkeleri de bu gelişmelerden bir dereceye kadar faydalanmıştır. Halen yaşamlarını ilkel bir şekilde sürdürmekte olan geri kalmış toplumların en ücra köşeleri bile bilimin ışığı ile aydınlanmıştır. Yine de, insanoğlu mutlu ve huzurlu değildir. Gelecekle ilgili huzursuzluk, korku, önsezi, güvensizlik duyguları gittikçe artmakta ve iki nesil arasındaki tatminsizlik büyümektedir.

Bugünkü dünyaya meydan okuyan bazı önemli faktörler vardır. Bu faktörler doğal olarak insanda geçmişi ve bugünüyle ilgili derin bir tatminsizlik uyandırmakta ve özellikle genç neslin düşüncelerinin derinliğine yerleşmektedir; İnsanoğlu artık barış arayışındadır.

DÜNYA BARIŞI İÇİN İSLAMİYETİN YARDIMI

İslam kelimesinin sözlük anlamı barıştır. Böylece bu bir tek kelime İslamî tâlimatı ve tutumları az ve öz olarak en güzel şekilde yansıtmaktadır. İslam talimatı, insanı ilgilendiren her sahada barışı garanti etmektedir.

Dünyamızın bir kılavuza ihtiyaç duyduğu alanları, bugünkü konuşmamda şöyle sınıflandırmaktayım:

1. Dinlerarası barış ve tutum,

2. Genel olarak sosyal barış

3. Sosyo-ekonomik barış,

4. Ekonomik barış,

5. Ulusal ve uluslararası politikada barış,

6. Bireysel barış,

DİNLER ARASI BARIŞ VE TUTUM

Bütün dinî senaryolara dikkatle bakıldığında din içinde çelişki (paradoks) durumunun yaygın olduğu kolayca anlaşılabilir. Genel olarak din, hakimiyetini yitirmiş olmakla beraber, çeşitli bölgeler de bunun elde edilmesine çalışılmaktadır. Aşağı yukarı bütün dinlerde, toplumun bazı kesimleri, orta çağa ait olan ve muhaliflere karşı hoş görülü olmayan, şiddet yanlısı dinî inançlara doğru kuvvetli bir dönüş yapmaktadır.

Ahlaka gelince; din inzivaya çekilmiştir. Suç sınır tanımazken doğruluk hızla yok olmaktadır. Eşitlik ve adalet ölüm eşiğindedir. Toplum sosyal sorumluklarını önemsememekte ve buna karşı egoist bir benlik gittikçe toplumda güç kazanmaktadır.

Hatta bu benlik, kendilerine "dinî bir toplum" diyen ülkelerde bile yerleşmiştir. Bir toplum ahlakî çöküşünü belirten ve birbirine benzeyen bin bir türlü kötülükler artık bir gündem haline gelmiştir. Eğer ahlakî değerler bir dinin ruhu ise, o zaman gün geçtikçe yok olan bu değerler bize kaçınılmaz olan gerçeği göstermektedir. Dinin gövdesini canlandırmaya çalışılırken ruhu bedeninden çıkıp uzaklara düşmüştür. Bu nedenle dine bakıldığında sözde dinin yeniden canlanması tıpkı hayaletlerde olduğu gibi ölü birinin canlanıp yürümesine benzer.

Diğer taraftan heyecan verici ilerlemelerin beklendiği gibi gerçekleşmemesi ve yerini uzun bir durgunluğa bırakması insanlar arasında bir sıkıntı yaratmıştır. Umdukları mûcizeler ve olağanüstü bir gücün dünyaya müdahale edip onu istedikleri gibi değiştirmesi şeklindeki olay gerçekleşmemektedir. Onlar dinlerine güven sağlansın diye acayip kehanetlerin gerçekleşmelerini arzu ederler. Ama bunlardan hiç biri gerçekleşmez. Bu çeşit insanlar yeni inançların ortaya çıkmasına sebep olurlar. Geçmişten ısrarla kaçmaları içlerindeki boşluğu yeni bir şeylerle doldurma isteği uyandırır.

Bu yıkıcı eğilimin bir başka yüzü ise, dünya barışını tehdit eden dinin yeniden canlanması ile ilgili inançlar ve aşırı derecede huzursuzluk yaratan olaydır. Bu inançların ortaya çıkmasıyla tartışma ve düşünce özgürlüğünü yok eden zehirli bir çevre de ortaya çıkıvermektedir. Bu da yetmediği takdirde vicdansız politikacılar çabuk alevlenen durumlardan istifade edebilmek için her türlü yola başvurarak dine leke sürerler. Yine dinlerarası tarihsel rekabet ve kan davaları kendi rolünü oyar. Arıca sözde özgür denilen medya dünya olaylarında gerçek tarafsız bir tutum izlemekten ziyade gizli güçler tarafından yöneltilmektedir. Bu yüzden eğer bir ülkenin medyasının çoğu bir dine bağlı ise, o zaman onlar bu şavaşa katılıp rakip dini kötülemeye kalkışırlar. Böylece bu senaryo daha da karışık hale gelir. Şüphesiz bu oyunun ilk kurbanı dinin ta kendisidir.

Bugün din aleminde olup bitenlerden derin bir üzüntü ve endişe duymaktayım. Dinlerarası anlaşmazlıkların giderilmesi için bir an evvel gerçek ve ciddi bir çaba gösterilmesi gerekmektedir. İnancım şudur ki, İslam, istek ve ihtiyaçlarımızı karşılayan ve her cihetten tatmin edici olan tavırlar ortaya koymaktadır. Daha iyi anlaşılabilmesi için konuyu çeşitli bölümlere ayırdım.

Örneğin, dünyada barışın sağlanması için yardımcı olan ve eninde sonunda bütün insanoğlunu birleştiren bir dinin, vahyin evrenselliğine inanıp insanların renk, nesil ve coğrafyaları ne olursa olsun, tek bir Allah tarafından yaratıldıklarını kabul etmesi gerekir. Ayrıca eğer bir topluma bir zamanlar vahiy ile yol gösterilmişse o zaman her toplumun vahiy ile şereflenmeye hakkı vardır. Bu görüş bir dinin sadece kendisini hak dini olarak gösteren anlayışını ortadan kaldırır.

Adları, inançları, ne zaman ve nerede var oldukları gözetilmeksizin, bütün dinler Allah'tan (c.c.) bir takım vahiyler aldığını iddia etmekte haklıdırlar. Dinlerin talimat ve inançlarında ihtilaf olmasına rağmen kaynakları aynıdır. Dünyanın bir ucunda bir dini vahiyle ortaya çıkaran Allah, hangi çağa ait olursa olsun, kesinlikle diğer bölgelerin dinî ve manevî ihtiyaçlarını da karşılamıştır.